19 Şubat 2012 Pazar

OSMANLI DOKUNUŞLARI


Difference SM Design: Restorasyon sözlüğü ALÇI: Toprak içinde katmanlar...

Difference SM Design: Restorasyon sözlüğü
ALÇI: Toprak içinde katmanlar...
: Restorasyon sözlüğü ALÇI: Toprak içinde katmanlar halinde bulunan alçıtaşının, özel fırınlarda 120°C -180°C arasında pişirilip kr...

Difference SM Design: Peyzaj Mimarlığı Nedir? Peyzaj Teknikerliği Nedir?...

Difference SM Design: Peyzaj Mimarlığı Nedir? Peyzaj Teknikerliği Nedir?...: Peyzaj Mimarlığı Nedir? Peyzaj Teknikerliği Nedir? Peyzaj mimarlığı, çevre ile fonksiyonel bir bütünlüğe ulaşabilmesi için çevre ta...

Difference SM Design: " Mimar Sinan Lügatçesi "  Mimar Sinan veya Koc...

Difference SM Design: " Mimar Sinan Lügatçesi "


Mimar Sinan veya Koc...
: " Mimar Sinan Lügatçesi " Mimar Sinan veya Koca Mîmâr Sinân Ağa ( Sinaneddin Yusuf - Abdulmennan oğlu Sinan) (Osmanlı Tür...

Difference SM Design: " Mimar Sinan Lügatçesi "  Mimar Sinan veya Koc...

Difference SM Design: " Mimar Sinan Lügatçesi "


Mimar Sinan veya Koc...
: " Mimar Sinan Lügatçesi " Mimar Sinan veya Koca Mîmâr Sinân Ağa ( Sinaneddin Yusuf - Abdulmennan oğlu Sinan) (Osmanlı Tür...

Difference SM Design:

Difference SM Design:

Difference SM Design: Restorasyon sözlüğü ALÇI: Toprak içinde katmanlar...

Difference SM Design: Restorasyon sözlüğü
ALÇI: Toprak içinde katmanlar...
: Restorasyon sözlüğü ALÇI: Toprak içinde katmanlar halinde bulunan alçıtaşının, özel fırınlarda 120°C -180°C arasında pişirilip kr...

Difference SM Design: Restorasyon Teknisyeni Hakkında! TANIMTaşınır ...

Difference SM Design: Restorasyon Teknisyeni Hakkında!

TANIM

Taşınır ...
: Restorasyon Teknisyeni Hakkında! TANIM Taşınır ve taşınmaz sanat eserlerinin ve kültür varlıklarının korunması, bakımı ve onarımı için...

Difference SM Design: Restorasyon nedir? Restorasyon kavramı Fransız t...

Difference SM Design: Restorasyon nedir?

Restorasyon kavramı Fransız t...
: Restorasyon nedir? Restorasyon kavramı Fransız tarihinde Birinci Fransız İmparatorluğu'nun yıkılışıyla Temmuz Devrimi arasındaki dönemde...

Difference SM Design: Restitüsyon Nedir? Sonradan değişikliğe uğramış,...

Difference SM Design: Restitüsyon Nedir?

Sonradan değişikliğe uğramış,...
: Restitüsyon Nedir? Sonradan değişikliğe uğramış, kısmen yı-kılmış ya da yok olmuş öğelerin, yapıların veya yerleşmelerin ilk tasarımları...

Difference SM Design: Peyzaj Mimarlığı Nedir? Peyzaj Teknikerliği Nedir?...

Difference SM Design: Peyzaj Mimarlığı Nedir? Peyzaj Teknikerliği Nedir?...: Peyzaj Mimarlığı Nedir? Peyzaj Teknikerliği Nedir? Peyzaj mimarlığı, çevre ile fonksiyonel bir bütünlüğe ulaşabilmesi için çevre ta...
  • Peyzaj Mimarlığı Nedir?
  • Peyzaj Teknikerliği Nedir?
Peyzaj mimarlığı, çevre ile fonksiyonel bir bütünlüğe ulaşabilmesi için çevre tasarımına ihtiyaç vardır. Bu nedenle çevre bakanlığı ve orman bakanlığı ayrıca belediyeler olmak üzere tüm kamu sektöründe meslek eğitimi sürdürülebilir.
Peyzajın, mimar mesleği ile ilişkisi vardır. Çünkü peyzaj zaten bir mimaridir. Ama sakın mimarla peyzajı karıştırmayın , peyzaj kendi alanında özel eğitim görmüş kişilerdir. Mimarlar peyzaj işleri yapamaz.
Peyzaj teknikerleri, tıpkı peyzajistler gibi bahçe düzenlenmesi ve onarımında çalışır. Park ve bahçeleri düzenler gerekli yerlere mevsimlerine göre süs bitkileri seçer bunlarla ilgilenir ve dikimi, gübrelenmesi, sulanması gibi temel ihtiyaçlarını yapar. Peyzaj teknikerleri, çizim araçları, tesviye araçları, bilgisayar gibi malzemeler kullanır. Bu melsek için, bitkilerin biyolojisinden iyi anlamak gerekir. Ayrıca açık havada çalışmayı, doğayı seven kişiler bu işi daha sağlıklı yapabilirler. Açık arazide bu işi yaparlar. Üniversitelerin “peyzaj” bölümlerinden yetiştirilen bu kişiler, 2 yıllık bir eğitim görürü. Bu eğitim sürecinde botanik bilimi, bitki biyolojisi, bitki ekolojisi, malzeme bilgisi, çizim tekniği ve süs bitkileri hakkında eğitim görürler. Bu kişiler yeteneklerine göre ücret alırlar ancak özel sektörde çalışan kişiler asgari ücretin 3 katı gibi bir Mevla ile çalışırlar.
Restitüsyon Nedir?

Sonradan değişikliğe uğramış, kısmen yı-kılmış ya da yok olmuş öğelerin, yapıların veya yerleşmelerin ilk tasarımlarındaki ya da belirli bir tarihteki durumlarının, arşiv kayıtlarından, yapı üzerindeki izlerden, yapıya, yerleşmeye ait çizim fotoğraf gibi belgelerden yararlanılarak plan, kesit, görünüş ve aksonometrik çizimlerle ya da maketle anlatımına "restitüsyon" denir.
Bu bilimsel ve zorunlu bir çalışmadır. Parçaların tekrar birleştirilmeleri söz konusu olmasa da bu şekildeki restitüsyon çalışmaları, bir eserin özgün tasarımını açıklamak, tarihi gelişimini irdelemek, kalıntıların daha iyi kavranabilmesini sağlamak için yapılır.

Restitüsyon projesi hazırlanırken, yapı üzerindeki izlerden, korunmuş kısımlardan, benzer yapılardan yararlanılarak, yıkılmış, boyutu değiştirilmiş veya içi doldurulmuş açıklıkların, pencere veya kapıların çizimlerle yeniden eski düzeninde ifade edilmesi mümkün olur.

İncelenen bina birden fazla onarım geçirmişse, bu evrelere ait izler, veriler değerlendirilerek, ilk tasarım ve onu izleyen dönemler 1. Dönem restitüsyonu, 2. Dönem restitüsyonu şeklinde adlandırılabilir.

Yapı hakkında mimari konumu, kontür ve gabarisi v.b. gibi özgün şeklini tanımlamaya veri oluşturacak temel bilgilerin sağlanamaması durumunda, restitüsyon çalışmalarının çizim veya maket olarak kalması, (gelecek kuşakları yanıltıcı ve gerçeğine aykırı bir bina yaratmamak için) uygulamaya konulmaması gerekir.
Restorasyon nedir?

Restorasyon kavramı Fransız tarihinde Birinci Fransız İmparatorluğu'nun yıkılışıyla Temmuz Devrimi arasındaki dönemde Bourbon monarşisinin yeniden kuruluşunu ifade eder.

Restorasyon dönemi Napoleon Bonaparte'ın sürgünden dönüşünü takip eden Yüz Gün döneminde kesintiye uğramıştır. Bu yüzden Nisan 1814 - Mart 1815 arasını kapsayan döneme Birinci Restorasyon ve Napoleon'un tahtı kesin olarak bıraktığı Haziran 1815'ten 1830 Devrimi'ne kadarki döneme de İkinci Restorasyon adı verilir.

Bu dönem XVIII. Louis ve küçük kardeşi X. Charles dönemlerini kapsar. Her iki kral da ülke içindeki aşırı kralcı kesimle, liberal-burjuva güçleri dengelemeye çalışmıştır. Dış politikadaysa savaş borçlarının ödenmesi, buna bağlı olarak işgal güçlerinin çekilmesi ve Fransa'nın yeniden uluslararası ilişkilerde eşit statüye kavuşması bu dönemin temel sorunlarıdır.

Birinci Restorasyon'dan İkinci Restorasyon'a

Napoleon'un 12 Nisan 1814'te koşulsuz olarak tahttan çekilişi ve Paris'in galip devletler tarafından işgal edilişinden sonra Bourbonlar'a yeniden iktidar yolu açılmış oldu. 24 Nisan'da 1791'den beri sürgünde yaşayan XVI. Louis'nin kardeşi Provence Prensi Louis Stanislas Xavier Calais'ye ayak bastı ve bir kaç gün sonra Paris'e geldi. Hükümet görüşmeleri sırasında 1814 yılını kendi hükümetinin 19. yılı olarak tanımlayarak, Bourbon monarşisinin devamlılığı düşüncesini vurguladı. Bununla birlikte devrim döneminin kimi kazanımlarını da kabul etmek zorunda kaldı. Böylece Fransa'yı İngiliz örneğine dayanılarak hazırlanmış liberal bir anayasa olan Charte Consitutionelle ile yönetmeye başladı. Ancak iç politikada dengeye yönelik restorasyoncu politikası Napoleon'un sürgünden dönüşünü takip eden yüz günde kesintiye uğradı.


İç politika: Les deux Frances [değiştir]Napoleon'un yeniden saf dışı edilmesinden ve 1815 yazında ikinci restorasyon aşamasının başlamasından sonra XVIII. Louis eski rejimin kralcıları, aristokratik ve teokratik dünyası ile burjuva, aydınlanmış liberal devrim ve Napoleon dönemi Fransa'sı arasında denge politikasını sürdürdü. Ancak bu dönem 1815 - 1820 yılları arasında sürgünden gelen eski rejim yanlılarının devrimcilere yönelik kanlı "beyaz terör"ünün (fr. terreur blanche) etkisiyle geçti.

Restorasyon dönemi yürütme yetkisinin kralın ellerinde bulunduğu bir anayasal monarşi dönemiydi. Yasama yetkisiyse soylulardan oluşan bir yüksek meclisle, eşitsiz oya dayalı bir temsilciler meclisinin elinde bulunuyordu. 30 milyon nüfusu olan Fransa'da sadece 100 bin seçmen vardı. Ekim 1815'te yapılan seçimlerde aşırı kralcılar öyle bir zafere ulaştılar ki, kral parlamentoyu Chambre introuvable (bulunmaz kabine) olarak adlandırdı. Ancak aşırıların aristokratik etkileri arttırmaya yönelik girişimleri XVIII. Louis'nin tepkisiyle karşılaştı. Kral temsilciler meclisini 1816 Eylül'ünde feshetti. Yeniden yapılan seçimlerde ılımlı kralcıların çoğunluğa sahip oldukları meclis 1820'ye kadar iktidarda kalabildi. O zamanki meclisteki oturma düzeni sonucu bugün de politik tanımlamada kullanılan "sağ" ve "sol" kavramları ortaya çıktı.

Eski ve yeni Fransa (fr. deux Frances) arasındaki gerilim 13 Şubat 1820'de tahtın tek varisi Berry Dükünün öldürülmesiyle doruk noktasına vardı. Suikast liberallerin üzerine yüklendi ve aşırı kralcıların kuvvetlenmesine yol açtı. Berry'nin eşi 1829 Eylül'ünde bir erkek çocuk dünyaya getirince aşırılar çocuğu "Mucize Çocuk" olarak adlandırdılar ve doğumu tanrısal bağışlamanın bir işareti saydılar.

Aşırıların 1820'de iktidarı geri almaları sonucu, devrimci dönemde mülksüzleştirilmiş olan kilise eski imtiyazlarına kavuşmaya başladı. 1822'de Paris Üniversitesi'nin rektörlüğüne bir rahip getirildi. Voltaire ve Rousseau gibi devrimcilerin fikirleri tehlikeli sayıldı ve basına sansür, gösterilere yasaklar getirildi.

XVIII. Louis'nin 1824'te ölümü üzerine kardeşi X. Charles iktidara geçti. Aşırılardan yana olan X. Charles devrim döneminde sürgüne giden soyluların kayıplarına karşı tazminat hakkı kazanmaları gibi bir dizi gerici karara imza attı. Bu liberal burjuvazinin muhalefetini arttırmasına yol açtı. Kral'ın meclisi dağıtması, oy hakkını kısıtlaması ve basın üzerindeki sansürü arttırması sonucu 27 Temmuz'da Temmuz Devrimi başladı. Bu Fransa'da restorasyon döneminin sonu oldu.
Restorasyon Teknisyeni Hakkında!

TANIM

Taşınır ve taşınmaz sanat eserlerinin ve kültür varlıklarının korunması, bakımı ve onarımı için gerekli çalışmaları yapan kişidir.

GÖREVLER

Restoratör, mimar ve arkeolog gibi konu uzmanlarının direktifleri doğrultusunda;
- Onarılacak ve yenilenecek eserin fiziksel ve kimyasal yapısını, üretim teknolojisini inceler, bozulma nedenlerini araştırır,
- Tarihi yapıların malzeme ve inşaat teknolojilerini inceler, geleneksel yapı tekniklerine uygunluğunu araştırır,
- Tarihi binaların ve içerisinde bulunan süsleme elemanlarının çizimlerinin yapılması ve malzeme hesabını çıkarır,
- Malzeme hesabı çıkarılan süsleme elemanlarının (kalem işleri, ahşap süsleme, alçı işleri, taş oymacılığı vb.) bakım ve onarımlarını yapar,
- Bakımını ve onarımını yaptığı sanat eserlerinin daha sonra çevre etkilerinden zarar görmemesi için gereken koruyucu işlemleri uygular,
- Yapılan çalışmaları fotoğraf vb. tekniklerle belgeler,
- Yapılan çalışmaların raporlarını hazırlar.


KULLANILAN ALET VE MALZEMELER


- Mala, çekiç, duvarcı gönyesi, metre,
- Plastik ve meşin eldivenler, toz maskeleri, koruyucu gözlükler,
- Çalışma şekillerine göre değişen nitelikte alet ve donanımlar,
- Kalem işleri için; boya, fırçalar, baston, eskiz, aydınger, kurşun kalem, kömür tozu vb. malzemeler,
- Ahşap, alçı ve diğer çalışmaları için; alçı kalıpları, oyma kalemleri, elmas uçlu mermer oyma kalemleri, marangoz el aletler, alçı oyma bıçakları.


MESLEĞİN GEREKTİRDİĞİ ÖZELLİKLER

Restorasyon teknisyeni olmak isteyenlerin,
· Resim yeteneği olan,
· Şekiller arasındaki ayrıntıları algılayabilen,
· Görme keskinliğine sahip,
· Göz ve ellerini eşgüdümle, el ve parmaklarını ustalıkla kullanabilen,
· Estetik görüşü olan,
· Dikkatli ve sabırlı
kimseler olmaları gerekir.


ÇALIŞMA ORTAMI VE KOŞULLARI

Zaman zaman müze ve büro gibi kapalı ortamlarda, bazen de açık havada çalışırlar.Tarihi binalarda tozlu ve boyalı ortamlarda, çoğunlukla iskele üzerinde çalışırlar. Zaman zaman restorasyon çalışmaları yapan mimari bürolarda restorasyon projeleri çizerler. Birinci derecede madde ile ilgilidirler. Kullandıkları kimyasal maddelerden dolayı bulundukları ortam tozlu ve kokulu olabilir.

ÇALIŞMA ALANLARI VE İŞ BULMA OLANAKLARI

- Meslek elemanları tarihi binaların, camilerin, köprülerin, çeşmelerin onarımı ve korunmasıyla ilgili Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde bulunan Rölüve Anıtlar Müdürlükleri, İstanbul Restorasyon ve Konservasyon Müdürlüğü ve Vakıflar Genel Müdürlüğü gibi devlet kurumlarında,
- Özel sektörde restorasyon çalışmaları yapan mimari bürolarda, ahşap oyma, sedef, kakma ve vitray atölyelerinde, kalem işleri yapan firmalarda çalışabilirler.
- İş bulma olanakları tarihi değerlerin bulunduğu yerlerde (Arkeolojik kazı alanlarında, kazı ekipleri içerisinde yer alabilir ve taşınır kültür varlıklarının onarımı ve konservasyonun da çalışabilir) daha fazladır.

MESLEK EĞİTİMİNİN VERİLDİĞİ YERLER
Mesleğin eğitimi; Endüstri Meslek liseleri, Yapı Meslek Lisesi ve Anadolu Meslek Liselerinin Restorasyon bölümünde verilmektedir


MESLEK EĞİTİMİNE GİRİŞ KOŞULLARI

Mesleğin eğitimine girebilmek için;
- Meslek ve Yapı Meslek liselerine girebilmek için; ilköğretim okulu mezunu, 19 yaşını doldurmamış, başarı ve sağlık durumu girmek istediği mesleğe uygun olmak,
- Anadolu meslek liseleri için Ortaöğretim Kurumları Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Sınavı’nda bu bölümü tercih etmek ve gerekli puanı almak gerekmektedir.

EĞİTİMİN SÜRESİ VE İÇERİĞİ

- Mesleğin eğitim süresi meslek liselerinde 3 yıl, Anadolu meslek liselerinde 1 yıl hazırlık eğitimi ile 4 yıldır.
- Restorasyon bölümü öğrencileri, taşınabilir ve taşınmaz kültür varlıklarının (tarihi binalardaki bezemeler, ahşap oyma, taş oyma, altın varak, sedef vb eserleri) malzemelerin bozulma şekillerini, müdahale yöntemlerini, gerekli olan malzemelerle orjinaline uygun olarak bakım, koruma ve sağlamlaştırılmasını, ayrıca binaların ve süsleme elemanlarının rölevelerin çıkarılması (çizimlerinin yapılması ve malzeme hesabının çıkarılması) konularında bilgi ve beceri kazanırlar.
- Öğrenciler teorik eğitimlerini haftada iki gün eğitim kurumunda, uygulama eğitimini ise haftada üç gün işletmelerde (Anıtlar ve Müzeler Müdürlüğü, Vakıflar Genel Müdürlüğü ile içerisinde Restorasyon bölümünün ağaç oyma, taş işçiliği, bezeme, sedef kakma, alçı işleri vb kısımları olan meslek birimlerinde) görürler.

MESLEKTE İLERLEME
- Restorasyon Teknisyenleri, çalıştıkları kuruluş ve işletmelerde ustabaşı ve şef olabilirler.
- Meslek liselerinin Restorasyon bölümünü bitiren öğrenciler istedikleri ve belirli şartları taşımaları halinde Meslek Yüksek Okullarının; duvar süsleme sanatları, restorasyon, restorasyon ve konservasyon bölümlerine sınavsız olarak yerleştirileceklerdir.
- Ön lisans programını başarı ile bitirenler de ÖSYM tarafından açılan Dikey Geçiş Sınavı’nda başarılı oldukları takdirde; Eski Çini Onarımları, Geleneksel Türk El Sanatları, Geleneksel Türk El Sanatları Öğretmenliği, İç Mimarlık lisans programına dikey geçiş yapabilirler.


BURS, KREDİ VE ÜCRET DURUMU

İşletmelerde uygulamalı eğitim gören öğrencilere asgari ücretin %30’undan az olmamak üzere ücret ödenir.
Bir kısım öğrenciler vakıfların ve çeşitli kuruluşların verdikleri burs imkanlarından yararlanabilirler.
- Kamu kuruluşlarında çalışan restorasyon teknisyenleri 657 sayılı Devlet Memurları Kanununa göre ücret alırlar.Teknik hizmetler sınıfında 12. derecenin 3. kademesinde göreve başlarlar. Tarihi sanat eserlerinin sergilendiği devlet kuruluşlarında sözleşmeli olarak çalışabilirler.
- Özel sektörde ise işe yeni başlayan bir kişi asgari ücretle işe başlar. İşyerinin durumuna ve kendisinin bu işteki başarısına bağlı olarak asgari ücretin 2 veya 3 katı ücret alabilir.


DAHA AYRINTILI BİLGİ İÇİN BAŞVURULABİLECEK YERLER
- İlgili Eğitim Kurumları,
- Türkiye İş Kurumu Genel Müdürlüğü Ankara Meslek Danışma Merkezi,
- Bünyesinde Meslek Danışma Merkezi bulunan Türkiye İş Kurumu İl ve Şube Müdürlükleri.

Restorasyon sözlüğü

 


ALÇI: Toprak içinde katmanlar halinde bulunan alçıtaşının, özel fırınlarda 120°C -180°C arasında pişirilip kristal suyunun uçurulması ve kalan kalsiyum sülfatın öğütülmesiyle elde edilen; su ile karıştırıldığında kısa süre içinde katılaşma özelliği gösteren, donduğunda hacmi yaklaşık %1 oranında artan, beyaz renkli bir toz halindeki inorganik esaslı bağlayıcı yapı malzemesi. Kum ya da kireç ile karıştırılarak duvar ve tavan sıvalarında, revzen yapımında, heykel, silme, mukarnas ve her tür kabartma bezemede, kalıp alınmasında kullanılan bu malzemenin yangına karşı dayanımı oldukça yüksektir. İçinde 2 molekül su bulunduğundan, alevlerle sarıldığında ısının büyük bir kısmı suyun ayrılmasında tüketilir ve ayrılan su buhar halinde alçının içine dolarak yangının yayılmasını önler. Dayanıklılığını etkileyen diğer bir konu homojenliğidir; gerektiğinden çok veya az pişmiş kısımlar, kil, kireç vb. yabancı maddeler içermemelidir. Bunun için kaplama ve kabartma işlerinde kullanılacak alçı kıl elekten, sıva işlerinde kullanılacak alçı ise ipek elekten geçirilir

ALTlN VARAK: 24 ayarlık külçe altının dövülerek veya merdaneden geçirilerek 1 mm kalınlığında levhalar haline getirilmesi ve ardından güderiler arasında çok uzun süre tokmaklanması yoluyla elde edilen; yaldızlanacak yüzeye yapıştırılarak uygulanan, sigara kağıdından daha ince altın Ievha. Altın varaklar, her birinde 24 sayfa/varak bulunan defterler halindedir. Altınlanacak yüzey üzerine yapıştırılması için miksiyon, tutkallı su ya da yumurta akından yararlanılır; üzerine zermühre sürülerek parlatılır.

ARŞIN: Ölçülen nesnenin türüne veya hangi bölgede kullanıldığına göre boyutu değişen ve ''parmakların ucundan omuza kadar olan'' uzunluğu temsil ettiği varsayılan eski bir uzunluk ölçüsü. Osmanlılarda, çarşı-pazarlardaki çeşitli kumaş ölçümlerinde Çarşı arşını (68 cm), Endaze (65 cm), Halep arşını ( 68 cm) ve mimarlıkla ilgili ölçümlerde Mimar arşını/Zira-i mi- mari/Zira-i benna (75,8 cm) adı verilen değişik türleri kullanılmıştır. Arşınlar demir, çelik, ahşap gibi malzemelerden oymalı ve bezemeli olarak yapılır, üzerlerine parmak bölüntüleri işaretlenirdi.

AŞI BOYASI: 1-Koyu kırrnızı renk. 2-Demir oksidin kaolenle karışık şekli olarak doğada hazır bulunan turuncu veya kırmızı-pembe renkli, plastik kil niteliğinde bir toprak çeşidi. 3-İçine karışan demir hidroksitli mineral pigmentlerinin oranına göre pas sansı, kızıl veya koyu esmer renkleri olabilen ve ''aşıtaşı''ndan elde edilen doğal toz boya. Bu kırmızı toprak boya çeşitleri halk arasında ''Acem kırmızısı'' ya da yanlış olarak ''demir sülyeni'', ''demir zencifresi'' gibi adlarla da anılır. 4-Kırmızı toprak boyaların su veya tutkallı suya pigment olarak katılmasıyla elde edilen ve özellikle ahşap evlerin cephe kaplama tahtalarını yağmur ve kirlilikten korumak için kullanılan sıvı boya. Aşıboyasına demir oksit katılarak kahverengi ve morumsu renkler de elde edilebilir.

AVADANLIK : Dülger, neccar, marangoz, kurşuncu... gibi İnşaat işçilerinin kullandıkları aletlerin takımı.

AYNA = AYNATAŞI : Eski evlerde veya sokak çeşmelerinde musluğun takıldığı, çoğunlukla mermer ve bezemeli olan düşey taş.

Âyine Camı:İki yüzü de çok düzgün, saydamlığı ve yansıtması her noktasında aynı olan; pencerelerde, dükkan camekanlarında ve ayna yapmak için kullanılan kalın, saf, iyi cins cam levha.

Abanoz : Tropikal ormanlarda yetişen ve abanozgiller (Ebenaceae) familyasının Diospyros ebenum cinsinden birçok ağaç türünün, yalnızca orta bölümünden elde edilebilen ağır, sert ve siyaha yakın rengi olan odun.
Dayanıklılığı, sertliği, rengi ve iyi cila tutma özellikleri sebebiyle çok değerli olan ve ince marangozluk, kaplama ve kakma işlerinde; piyanoların siyah tuşları, çeşitli mobilya ve küçük eşyaların yapımında, rutubetten etkilenmemesi ve uzun süre dayanması istenen kapı, pencere kanatları, dolap kapakları gibi elemanlarda kullanılabilen abanoz ağaçlarının dış odunu genellikle açık gri renktedir.

BİNİ: Kapı, pencere, dolap kapaklan kapandığında kalan aralığı örtmek amacıyla kanatların kenarına çakılan ve Osmanlı döneminde çoğunlukla bezemeli olan çıta. Özellikle kündekari kapaklarda boydan boya aynı biçimde devam ettirilmeyip farklı kesitlerin geçiş bölgeleri ve ön yüzüne, pahlı ya da eğrisel oymalarla oluşturulan ilginç bezemeler yapılmıştır.

Benna - Bennayân : Yapı işlerinde çalışan kimse, duvarcı.

Bina Emini : Padişah veya devlet büyükleri tarafından yaptırılan binalarda ödemelerin yapılması, defter tutarak giderlerin kaydedilmesi işlemleri üstlenen, malzeme ve işçi sağlayarak inşaatın düzenli yürütülmesinden sorumlu olan, atamış kişi.

ÇİÇEKLENME: malzemenin içinde bulunan tuzların, bazı etkenler sonucu dış yüzeye çıkması sonucunda oluşan lekeler.

ÇİNKO BEYAZI : Çinko oksit; başka pigmentlerde ışık etkisiyle rengin uçmasını önleyen ve zehirli olmayan, ''Çin Beyazı'' da denilen bir boyarmadde. Çok beyaz ve incedir, örtücü gücü az olmasına karşın kararmayan bir dayanıklılığı vardır.

Çivid : Çin, Yemen, Hindistan'da yaygın olarak yetişen ve baklagillerden Indigofera, turpgillerden Isatis tinctoria gibi genel olarak "çivitotu" adı verilen bitkilerin yapraklarından çıkarılan; çoğunlukla parlak koyu mavi, kırmızı, yeşil ve sarı renkleri de olabilen bir toz boya.

Çinko Beyazı : Çinko oksit, başka pigmentlerde ışık etkisiyle rengin uçmasını önleyen ve zehirli olmayan, "Çin Beyazı" da denilen boyarmadde.

Canfes : Tek renk ipekten, çok ince, desensiz ve saydam, yüzeyi tafta gibi hareli, eni 60cm. kadar olan, bezayağı dokuma eski bir Türk kumaşı.

Çiriş :Zambakgillerden beyaz çiçekli bir bitki olan çirişotunun (Asphodelus) kökü dövülerek yapılan ve su ile karıştırılarak tutkal gibi kullanılan esmer-sarı renkli toz.

CUMBAYapıların yerkatı üstündeki katlarında, anaduvarların dışına, sokağa doğru çıkıntı yapmış oda.cumbaların üstü örtülü, önü açık ya da kafeslidir.

DONME DOLAB TAKIMI: Dönme dolap Eski Türk evlerinde, büyük konaklarda erkeklerle kadınların birbirini görmeksizin yemek ve eşya alıp vermesi için haremle selamlık arasındaki duvarda yapılan; bir bölümü raflı, uzunca ve bir eksen etrafında çevrilen dolaplara denir.

Dirhem : Okka'nın 1/400'i olan 3.207gr'lık ağırlık ölçüsü.
Bazı kaynaklarda 3.208 veya 3.25 gr. gibi farklı değerlerde gösterilmektedir.

EDİRNEKARİ:Tahta üzerine boya ve altın yaldız ile yapılan laklı veya laksız nakışlar. 14.yüzyıldan 19.yüzyıl ortalarına kadar bu tarzda bezenmiş tavanlar, ahşap duvar kaplamaları, kapılar, dolap kapaklan ile saat, sandık, çekmece, raf ve çeşitli küçük eşyalar üretilmiştir. Boyaları çok sağlam, işleme tarzı çok ustalıklı olan bu nakışlarda genellikle yeşil ve kahverengi içinde kırmızı çiçek motifleri ve parça parça sarı renkler bulunur. Edirne'de yapılan çekmecelerin içine yaldızla tuğralar ve çeşitli süsler işlenmiştir.

Erre : Kerestelik tomruk ve tahta biçilirken karşılıklı iki kişi tarafından kullanılan, iki saplı büyük testere. Bıçkı.

Evsat : Malzeme kalitesinin ikinci sınıf veya boyutlarının büyük ile küçük arasında olduğunu belirten sıfat.

Ednâ : En kötü kalite malzemeyi tanımlamak için kullanılmış bir sıfat.

Errekeşân : Bıçkı kullanarak tomruk ve tahtaları kesen işçiler grubu.

GERGİ DEMİRİ :Kemerlerin açılmasını engellemek için kullanılan; başlığın bittiği kotta sütunu duvara ya da diğer sütunlara bağlayan demir çekme çubuğu.

Gerdâne : Herhangi bir şeyi asmak için kullanılan demir halka.

Gre : Akarsuların veya rüzgarların sürükleyerek çukur yerlerde biriktirdikleri taşlardan olan kumtaşının bir diğer adı.

Gülbahar : Çoğunlukla ebru yapmakta kullanılan koyu kırmızı renkli toprak boya.

HORASAN: l-Kırılmış-öğütülmüş tuğla, kiremit, çömlek vb. pişmiş kil kökenli "agrega'' malzeme. içindeki tuğla, kiremit tanecikleri bazen nohut büyüklüğünde, bazen de elekten geçecek ince bir toz halinde olabilir ve taneciklerin boyutuna göre ince horasan, kaba horasan olarak adlandırılır. 2-Horasan'ın kireç ve su (bazen de kum) ile karıştırılmasıyla elde edilen ve eskiden çimento yerine kullanılan dayanıklı bir örgü harcı.

Haşebpare : Ağaç, tahta parçası.

Halkâri : 1 - Altın yaldız. 2 - Altın yaldızla yazı yazma veya oyma ve nakışlarla süsleme sanatı.

İspanya Beyazı :Eski çağlardan beri toz boya olarak kullanılan ve doğal CaCo3'ın şekilsiz bir türü olup kireç zerreleri ile bazı mikroorganizma kabuklarının parçalanmasıyla oluşan; çinko ve kurşun kökenli başka türleri de olabilen kaba üstübeç, toprak beyazı.

İsfidac : Pigment olarak beyaz boya yapımında, boyaların yoğunluğunu arttırmada veya günümüzde yağlıboya ve macunlarda (dış hava etkisine açık dar yarık ve çatlakları doldurmak amacıyla tutkal ve tebeşir tozu ile üretilen üstübeç macunu gibi) dolgu gereci olarak kullanılan, beyaz renkli ve çok örtücü bir madeni tozun genel adı.

İbrişim Saçak : Süs ve dikiş yerlerini kapatmak amacıyla kumaşın kenarına dikilen bükülmüş ipek saçak bandı.

KAKMA : Taş, metal, ağaç veya kaplama yüzeylerine yapılan oymalara, ince levha biçiminde renkli ve daha değerli gereçleri gömerek yapılan süsleme. Kakma yapılacak yüzey ve gömülecek malzemenin kompozisyonunda pek çok seçenek kullanılmıştır. Örneğin taşın içine renkli mermer, abanoz üstüne sedef veya bağa, ceviz üstüne fildişi, kemik, tahta ya da demir üstüne altın veya gümüş parçalar, gümüş ya da altın eşya üstüne değerli taşlar gömülerek yapılan kakma işler vardır. Osmanlı mimarlığında, özellikle kündekâri tekniğindeki minberler, kürsüler, kapı, pencere ve dolap kapaklan üzerine sedef ve fildişi kakma yöntemi

KAPİLARİTE: gözenekli malzemelerin kılcal boşluklarından suyun yükselmesi

KENET: Taşların birbirine -veya varsa- arkadaki duvara yatay yönde eklenmesinde kullanılan, iki ucu kıvrık, 5-8 mm kalınlık, 50-60 mm genişlik ve 20-30 cm uzunlukta, yatay demir çubuk. Bağlanacak taşların boyutuna göre kenet büyüklükleri de değişir. Çoğunlukla demir lamaların çatal, kuyruklu vb. şekillerde bükülmesiyle yapılır. Ekin sağlamlaştırılması için, taşta açılan oyukların içine giren bu kıvrık uçların üzerine kurşun dökülür. Taşların birbiriyle bağlantısını sağlayıp duvarı güçlendirme işlevine sahip olan kenetler, diğer yandan da önemli bir tahribat nedeni olmaktadır. Rutubet etkisiyle paslanıp şişerek taşlan çatlatmakta, çatlaklardan giren yağmur suları da kenetleri çürüterek taşların ayrılmasına neden olmaktadır.

KULLAB = GÜLLAP :İki uzun demir parçanın ortasından birbirine geçerek kıvrılması, eklem noktasından sonra da yan yana gelerek çift katlı bir kesit oluşturması şeklinde yapılan ve uçlara doğru sivrilen, demircilerin yaptığı bir tür menteşe. Geleneksel Türk evlerinin kapı, pencere ve dolaplarında kapağın kasaya tutturulması ile açılıp kapanmasını sağlamak amacıyla kullanılır. Genellikle, ahşap kesitine açılan bir delik içine yerleştirilerek çakılır ve arka yüzeye çıkan uçlan iki yana yatırılıp -çıkıntı yapmaması için- tekrar tahtaya gömülür. Parçalan, (güllap haline getirilmeden) tek olarak da -içine halka yerleştirilmiş bir tesbit elemanı gibi- yaygın şekilde kullanılmıştır. Bu elemanı, çakma ahşap kapılardaki halkalı demir kabaralar veya metal rozetleri, merkezlerinden kapağa çakan iri başlı bir çivi gibi düşünmek mümkündür.

KÜFEKİ TAŞI: Yüzyıllardan beri İstanbul ve Trakya'nın yapı taşı gereksinimini karşılayan; "lümaşelli kalker'', "maktralı kalker'' ya da "Bakırköy taşı'' adlarıyla da bilinen; deniz kabuklarının -çoğunlukla da istiridye kabuklarının- oluşturduğu bir kalker. Açık bej-beyaz tonlarında, ince taneli ve kumlu görünümde, kolayca çizilebilir, kopma ve kesme özelliği çok yüksek, kompakt bir kayaçtır. Bileşimindeki karbonat oranı yüksek olduğu için, asitle reaksiyonunda hızlı bir köpürme izlenir. Bol fosilli, boşluklu, kalsit özellikli bir dokusu vardır. Diğer önemli bir özelliği, doğadan çıktığı anda her türlü işleme uygun olması ve kolay işlenmesi; havayla temastan sonra ise bünyesine karbon dioksit alarak ikincil bir hidratasyonla sertliğinin artması, dayanıklılık ve güç kazanmasıdır. Su içinde bulunduğu durumlarda da özellikleri değişmez. Roma, Bizans ve Osmanlı dönemlerinde genellikle Bakırköy çevresindeki (Yeşilköy Havalimanı, Bakırköy, Sefaköy, Yeşilköy , Şirinevler, Merter ve çevresindeki yerleşim alanları altında kalan) ocaklardan elde edildiği için daha çok "Bakırköy taşı'' denilen küfekinin üretimi -oldukça sınırlı olmakla beraber- bugün de sürdürülmektedir. Küfeki taşı, Sinan ve diğer Osmanlı mimarlarının eserlerinde daima ana yapı malzemesi olmuş; kaba işlenmişlikten kesme taş ve yoğun bezemeli düzeye kadar değişik, zengin bir kullanım alanı bulmuştur. Yalnızca örgü ve dış cephe malzemesi olarak değil, iç mekanlarda, döşeme kaplamalarında, kemerlerde, portal, mihrap ve minberlerde de kullanılmıştır. Süleymaniye Külliyesi yapımı sırasında Haznedar köyü yakınlarındaki Mehmet Paşa ve Lütfü Paşa Çiftlikleri civarında bulunan devlet taş ocaklarının işletildiği bilinmektedir.

KÜNDEKÂRİ: Kürsü ve minber tablaları yahut önemli kapı, pencere, dolap kapaklan... gibi elemanların yapımında kullanılan, küçük ahşap tablalar ve profilli çıtaların -geometrik bir bezeme oluşturacak şekilde- geçmeli olarak birbirine birleştirilmesi tekniği; bu teknikle üretilen yapı elemanı. Tablaların lifleri birbirine ters olarak yerleştirildiği ve biri ötekinin nem ve sıcaklıktan dolayı çalışmasına engel olduğu için, kündekâri tekniğindeki kanatlar düzlüklerini yüzyıllarca korur ve hiç çarpılmazlar.

Kuyu Bileziği : Kuyu içine düşülmesini engellemek için korkuluk olarak ağzına oturtulan kasnak biçimli demir veya silindirik yüksekçe taş. Osmanlılar tarafından genellikle bezemesiz, sade türleri kullanılmıştır.

Kettân-ı Sıva : Sıva içinde kıtık olarak kullanılan keten lifleri.

Külhan : Hamamlarda suyun ve diğer bölümlerin ısıtılması için ateş yakılan kısım.

Kendir : Kenevir sapından çıkarılan lif, kaba elyaf.
Şantiyede ya ip haline getirilerek veya su tesisatı döşenirken sızıntıları önlemek amacıyla kullanılırdı.

Kemha : Çözgüsü ve atkısı ipek, üst sıra atkısında ayrıca altın alaşımlı gümüş veya doğrudan doğruya gümüşlü kılabdan ile yapılmış nakışlar bulunan, kaftanlık veya döşemelik olarak kullanılan, havsız kadife gibi kalın ve ağır ipekli bir kumaş türü.

Kılabdan : Kılab denilen eğirme çarkı ile sarılan sırma, gümüş, altın, altın alaşımlı gümüş, veya bakır tel ile sarılmış ipek veya pamuk iplik.

Kende : 1 - Bir şeyin kenarına veya etrafına kazılmış çukur, hendek. 2 - Kesilmiş, biçilmiş.

Kitre : 25-30 cm. yüksekliğindeki geven (Astragalus) adlı çalı türü bitkilerin kökünde açılan yarıktan akan, ebru kağıdında ve bezleri sertleştirip parlatmak için kullanılan sakız gibi bir zamk.

Kabara : Büyük ahşap ve saç kaplama kapılara bir bezeme oluşturacak düzende çakılan yahut demir levhaları ahşap konstrüksiyona tutturmak için kullanılan, bazı türleri pirinç gümüş veya altın yaldızlı olabilen yuvarlak başlı irice çivi.

Lüle : 1 - Suyun istenen miktarda akmasını sağlamak için boruların ağzına konan ve tarihi kaynaklarda sagîr, vasat gibi değişik boyutları bulunduğu belirtilen mübas, pirinç, tunç gibi malzemelerden üretilmiş küçük boru.
2 - Maksemlerde su akan boruların ucuna veya maslak teknelerinin kenarındaki deliklere takılıp kente verilen suyun miktarını belirlemeye yarayan kısa ve ince boru parçası.
3 - Bu borunun çapından yararlanılarak oluşturulmuş ve bentlerden kente getirilip çeşmelere, ve yapılara verilen suyun miktarını belirlemede kullanılan bir su ölçeği.

MALAKÂRİ: Osmanlı mimarisinde kubbe, tavan veya duvarlara yapılan alçı kabartmalı ve renkli süsleme tekniği; mala ile yapılan alçı süsleme. Bu bezeme genellikle turuncu veya kırmızı bir zemin üzerinde beyaz olarak bırakılıp araları boyanır ve bazen, belli yerlerine, çini parçalan konurdu. Alçı kabartmaların yüksekliği 1 cm'den azdır ve bu kadar alçak olduğu için çoğunlukla uzaktan algılanmayıp kalemkâri sanılır. Mala gibi küçük bir aletle yapıldığı için bu adı almıştır.

MISKALA / SAYKALA : Madenleri parlatmak, perdahlamak için kullanılan; ucu yassı ve yuvarlak, uzunca, kalem gibi madeni bir çubuktan ibaret olan alet. Daha çok hakkak ve kuyumculara özgü olan bu araç mimaride de yaldızla yapılan tezhiplerin bazı kısımlarının donuk kaldığı ve parlatılması gerektiği durumlarda kullanılır. Bir maden üzerine sürüldüğü zaman, yüzeyindeki pürüzleri ezerek parlatır ve bu işleme ''mıskalalamak'' denir.

MUKARNAS: (Yakut Türkçesinde çıkıntı, burun) düşey bir yüzeyden, üzerinde bulunan daha taşkın bir yüzeye geçmek ve ona bindirmelik görevi yapmak için taş veya tuğladan küçük prizmalar şeklinde, birbiri üzerine oturan bindirmeliklere verilen ad, istelaktit. Sinan çağında bunlara tekil olarak mukarnas, çoğul olarak da mukarnesat denirdi. Karnasın çeşitli bölümlerine asaba, pah, badem, peş, kanat, yırtmaç, diş, püskül gibi adlar verilmiştir.

Müşebbek : Ağ veya kafes gibi örülü, oymalı.
Çoğunlukla mermer yahut metal aksesuarlar ve dekorasyon elemanlarının (müşebbek mermer, kandil-i müşebbek mutallâ, halka-i müşebbek) bezeme özelliğini belirten bir sıfat olarak kullanılmıştır.

Mertek : Ahşap çatılarda mahyadan oluklara kadar uzanıp kaplamadan gelen yükleri taşıyan ve aşıklara ileten, çoğunlukla 3-5x10-12cm boyutlarında biçilmiş ağaç.

Mahya : 1 - Ramazan ayında birden fazla minaresi olan camilerin iki minaresi arasına konulan ışıklı yazı. 2 - Çatıda iki eğik yüzeyin, dışta 180 derceden büyük bir açı yaparak birleştiği çizgi.

Maslak : Su yolu üzerindeki su toplama haznesi.

Maksem : Bentlerden gelen suların çevredeki çeşmelere, hamamlara, evlere dağıtıldığı lüleli havuz ve tekneleri olan üstü örtülü su haznesi.

Mâle : Harcı alıp tuğla ve taşların arasına sürmek için kullanılan, çoğunlukla üçgen şeklinde yassı demirden, tahta saplı duvarcı ve sıvacı aleti.
Demir parçasının biçimine göre çeşitli isimler alır ve farklı işlerde kullanılabilir. Derz yapmakta veya ince aralıklarla sıva ve harçla doldurmakta kullanılan ince, dar ve sivri uçlu türüne "dil malası" denir.

Nakkaşân : Her türlü renkli resim, duvar, tavan ve kubbe bezemelerini, kalem işlerini yapan sanatkarlar grubu.

ORGANİK MALZEME: hayvansal yada bitkisel kökenli malzeme; ahşap, kağıt, deri, fil dişi vb.

ÖKÇE: Osmanlı döneminde kündekâri kapı, pencere ve dolap kapaklarını duvara bağlamak için menteşe kullanılmaz, kanatların altında ve üstünde bulunan millerden yararlanılırdı. Üstte genellikle kanada ayrı bir mil takılmaz; serenin ucunda kendinden soyma silindirik bir parça bırakılıp bu parça tavana açılan oyuğa girer; dönme hareketiyle ahşabın taşa çarpıp aşınmasını önlemek için de oyuğun içine demir, pirinç vb. madeni bir silindir yerleştirilirdi. Altta ise, döşeme taşına açılan kare veya dikdörtgen bir oyuğun içine aben-i ökçe yerleştirilir, etrafına kurşun dökülerek zemine tesbit edilir. Kanadın altında ökçe adlı koni biçiminde demir bir mil vardır. Bu konik milin sivri ucu demirin üstündeki oyuğa oturtularak kanadın rahatça dönmesi, açılıp kapanması sağlanır.

Od Taşı :Ateşe dayanıklı olduğu için ocak, külhan ve fırınlarda, önemli inşaatlarda ise muhtemelen pek görünmeyen kısımlarda ve dolgularda kullanılan, yeşilimsi bir gre, kaba kumtaşı.

Perdaht : Maden, ahşap, taş veya sıvalı bir yüzeyin üzerine sert bir madde veya alet sürterek onu düzleştirip parlatma, pürüzsüz hale getirme işi.
Perdah terimi, başka bir açıklama yapılmaksızın, yalnız kullanıldığı zaman parlak olmayacak şekilde düzeltip cilaya hazırlamak anlamına gelir. Örneğin bir tahtayı cilalamak veya boyamak için önce zımpara kağıdıyla perdahlamak gibi.

REVZEN : Eski evlerde ve saray, cami, türbe gibi yapıların alt sıra pencereleri üzerindeki ikinci sırada bulunan süslü pencere; kafa penceresi. Farsçada pencere anlamına gelen ''rovzen" sözcüğü, Osmanlılarda ''revzen" ya da ''revzen-i menkuş=nakışlı pencere" biçimine dönüşmüştür. Hava almak için açılıp kapanması gereken alt pencereler sade cam ve ahşap doğramalı, üst sıradakiler ise sabit ve alçı kayıtlıdır. Revzenler, renkli camlarla çeşitli desenler oluşturulan bir bezeme panosu gibi tasarlanır ve mekana hoş bir aydınlık verirler. Seçilen desenin uygulanması için, renkli camların arasına alçı kayıt dökme işinde lüleci çamurundan faydalanılır. Tahta bir taban üzerine, camların formunda çamur parçalan yerleştirilerek kompozisyon oluşturulur. Camlar bitmiş formundan biraz büyük kesilerek çamur parçalan üzerine oturtulur ve üzerine alttaki ile aynı biçimde bir kat çamur daha yerleştirilir. Böylece camlar iki çamur tabakası arasında kalır ve kenarları kayıt boşluklarına doğru taşmış olur. Çamur adacıkları arasındaki kanallara alçı dökülerek -camların kenarlarını içine alacak şekilde- kayıtlar yapılır. Döküm pürüzleri ve kusurlar, çakı ile temizlenerek düzeltilir. Yüksekteki pencerelerde yer alan küçük şekilli bezemelerde, aşağıdan bakıldığı zaman alçı kayıtların kalınlığı nedeniyle örgenin tam olarak görünmesi engelleneceği için, kayıtların eğimli dökülmesi gerekir. Bunun için çamur tabakasının kenarları, önceden, istenen eğimde kesilir. Revzenlerde, oldukça küçük örgeli kompozisyonlar yer aldığından dolayı, alçı kayıtlar çok incedir ve dış etkilerle çabuk bozulur. Önlem olarak, ince nakışlı camın duvarın iç yüzüne takılması ve dışa daha basit örgeli, kalın kayıtlı ikinci bir revzen takılarak içtekinin korunması düşünülmüştür. Birinci türdeki panolara ''içlik'', dışa takılan ikinci türdekilere ''dışlık'' denir. Osmanlı dini mimarisindeki dışlıklarda genellikle yuvarlak, eliptik ve ''filgözü'' adı verilen biçimlerde kayıtlar kullanılmıştır. Bazen alt sıra pencerelerin üzerindeki kemerlerin içi de pencere boşluğu gibi ele alınmış ve (diğer kafa pencerelerinde olduğu gibi) mavi, kırmızı, san, turuncu, mor, yeşil camlı içliklerle, bir bezeme panosu gibi tasarlanmıştır.

REZE/REZZE: Kapı, pencere, dolap kapaklarının tutturulması, açılıp kapanması ve kilitlenmesinde kullanılan, demircilerin yaptığı çeşitli türdeki menteşe ve kilitlerin genel adı. a-Kapı ve dolapları içeriden-dışarıdan açıp kapamaya yarayan ve başparmakla basılarak işletilen mekanizma. b-çift kanatlı kapılarda her zaman açılmayan kanadı ait ve üst eşiklere sabitleyen demir sürgü. c-Kanatlan söveye ya da duvara asmak için kullanılan ve kapağa çakılan elemanı uzun bir demir lama şeklinde olan menteşe. d-Sokak kapısını içeriden kapatmaya ya da gerektiğinde asma kilit asılarak kilitlemeye yarayan çengelli demir düze- ek... gibi türleri vardır.

RUMi : Birbirine bağlı kıvrımlı dallar ve uçlarındaki yarım palmet biçimli yapraklarla oluşturulan; Türklerin Orta Asya'dan beri kullandıkları ve Anadolu Selçuklularının üsluplaştırmaya başladıkları hayvan figürleri, filiz ve yaprakların Osmanlı döneminde daha çok stilize kompozisyonlara dönüştüğü bir süsleme biçimi; bu tür süslemenin ana örgesi. 15.Yüzyıldan sonra rumiler aşırı bir stilizasyonla hayvan figürlü görünümlerinden tümüyle uzaklaşmış, kökeni algılanmayacak şekilde, tüm süsleme alanlarında kullanılan farklı bir dekoratif karakter almıştır. Simetrik düzenlemelerle ya da eğrisel ve spiral doğrultulara aynı yönde yerleştirilerek kullanılan rumiler, başka tür örgelerin de yer aldığı süslemelerde daima kendi doğrultusunda devam ederek diğerlerine karışmaz. Birden çok rumi örgesine yer verilen kompozisyonlarda ise her biri ayn tür gibi yorumlanarak birbirilerini kesmezler. Çizim özelliklerine göre sade, dilimli, tepeli, hurde, piçide/sencide veya sarma, kanatlı gibi değişik isimler alır

SEDEF/SADEF: Minber, kapı, dolap kapağı, sandık, rahle...vb. ince marangozluk ürünü eşyaların kakma bezemelerinde kullanılan; inci çıkarılan istiridye kabuklarının iç yüzündeki parlak madde. Ceviz, meşe, abanoz gibi ahşap yüzeylerin oyulmuş kısımlarına sedeften kesilmiş parçaların yapıştırılması için tutkaldan daha iyi bir yapıştırıcı olarak ''dövülerek çok ince toz haline getirilmiş istiridye kabuklarının yumurta akıyla macun haline getirildiği'' bir karışım tercih edilmiştir. Mimar Sinan ve Mehmed Ağa gibi ünlü Osmanlı mimarları, eğitimlerinin başlangıcında sedef kakma işlerini öğrenerek ''sedefkâr'' olmuşlardır.

Sandarak : Kuzey Afrika'daki Tetraclinis articulata, Callitris quadrivalvis adlı tuya ağaçları veya Kuzey Amerika, Kuzey Afrika ve Avustralya'da bolca bulunan bazı Callitris türlerinin gövde ve dallarından sızan yarı saydam, aromatik, doğal bir reçine.
Genellikle açık sarı renkli tozlu taneler halinde elde edilen sandarak cila yapımında, tütsü için ve romatizmaya karşı ilaç olarak kullanılırdı. Günümüzde ispirtolu verniğin hammaddesi olan bu kırılgan reçine aseton, eter, etilglikol ve terebentinde erir.

Savat : Bir maden veya kuyumculuk ürününün, özelikle gümüş objelerin yüzeyine çelik kalemle açılan oyuklara siyah renkli, eritilmiş başka bir madensel karışım dökülerek kakma yapma tekniği.
Savat tekniğinde, doldurulan madensel karışımın içinde bakır, kurşun ve kükürt bulunur. Gümüş eşyaların yüzeylerinde yapılan desen, motif, yazı ve resimleri kuru olarak sıvamaya ekme savat, madensel karışımı macun haline getirdikten sonra sürmek işlemine sürme savat ismi verilir.

SOMAKİ : Küçük siyah benekli, koyu kırmızı ya da yeşil renkli, iyi cilalanabilen; sütun ve trabzan yapımında kullanıldığı bilinen, mermer görünümünde, ancak magmatik kökenli ve çok sert bir taş olan porfır.

Sîm-i Güdâhte : Eritilmiş gümüş.

Seng-i Moloz : Moloz duvar örgüsünde veya değişik amaçlarla ocaktan çıktığı gibi düzeltilmeden kaba ve değişik büyüklükte taşlar.

Seng-i Köstere : Korendon ve demir oksitlerinin karıştırılıp sıkıştırılmasıyla elde edilen köseletaşı, bileği taşı.

Seng-i Helik : Duvar örülürken büyük taşların arasına yerleştirilen daha ufak boyutlu taşlar.

Sebz : 1 - Yeşil renk 2 - Yeşil, koyu mavi veya siyah renkli bir boya türü

TUZLANMA: gözenekli malzemelerin içerdiği tuzların suyla birlikte yüzeye taşınması ve suyun buharlaşması sırasında yüzeyde tuz kristallerinin oluşması.

Tevki : Kelimelerin arası birleştirilerek yazılan bir yazı üslubudur. Resmi divanlarda, berat, ferman ve tuğralarda kullanılmış olan bir yazı çeşididir. Sülüse benzeyen daha yumuşak hatlı ve hareketli büyük boy yazılardır.

Tombak :İçerisinde %86 sarı bakır ve %14 çinko bulunan, altın taklidi olarak pekçok gündelik eşyanın yapımında kullanılan ve bazen üzeri altınla kaplanabilen alaşım.

Tafta : Atkısıyla örgüsü farklı renklerde olan, bu yüzden içindeki hareket ettikçe rengi değişiyormuş etkisi veren , ipekli sert kumaş.

Tirşe : 1 - Yeşil ile açık mavi arası bir renk.
2 - Üzerine yazı yazmak, minyatür yapmak veya varak yapımında kullanılacak altını dövecekleri kılıfı elde etmek amacıyla hazırlanan dana, ceylan, koyun gibi hayvanların derisi.
Deriler bir tahta üzerinde temizlenir, zarları çıkartılır, yağları ve pürüzleri kazınarak inceltilir ve böylece yazı yazmaya elverişli hale getirilirdi.

ÜSTÜBEÇ : Pigment olarak beyaz boya yapımında, boyaların yoğunluğunu arttırmada yahut günümüzde- yağlıboya ve (dış hava etkisine açık dar yarık ve çatlakları doldurmak amacıyla tutkal ve tebeşir tozu ile üretilen üstübeç macunu gibi) macunlarda dolgu gereci olarak kullanılan; beyaz renkli ve çok örtücü bir madeni tozun genel adı.

Veted : Kaynaklarda Farsça mîh-i şâh-ı merdâne terimiyle de tanımlanan iri, ahşap kazık.

ZENBEREK: Çevirmeye ve sıkıştırmaya yarayan demir yay. Kapı veya dolap kanatlarını kapalı tutup gerektiğinde açmaya yarayan ve ”çarpma” adı da verilen bu demir düzenek.

ZIVANA: Sütunla başlık ve altlığını birbirine bağlamakta ya da minare örgüsünde olduğu gibi taşların üst üste eklenmesinde kullanılan; günümüzde ''saplama'' adı da verilen kare kesitli, kalın ve başsız bir çivi şeklinde yahut yassı ve uçlara doğru genişleyen formda; kenet gibi kurşunla tesbit edilen demir yapı ögesi. Osmanlı mimarlığında bütün taşlarda zıvana bulunduğu söylenemez, ancak belli bazı yerlerde -özellikle-duvar köşelerindeki, ayaklardaki ve kemer aksı doğrultusundaki taşların düşey yönde eklenmelerini sağlamak amacıyla kullanılmıştır.

Zank Taşı : Çeşmelerde, üzerinde musluklar bulunan, yüzeyi çoğunlukla bezemeli, düşey konulmuş büyük ve yassı taş.
" Mimar Sinan Lügatçesi "



  Mimar Sinan veya Koca Mîmâr Sinân Ağa ( Sinaneddin Yusuf - Abdulmennan oğlu Sinan) (Osmanlı Türkçesi: قوجه معمار سنان آغا) (d. 29 Mayıs 1489 Ağırnas Kayseri - ö. 9 Nisan 1588, İstanbul), Osmanlı baş mimarı ve inşaat mühendisi. Osmanlı padişahları I. Süleyman, II. Selim ve III. Murat dönemlerinde baş mimar olarak görev yapan Mimar Sinan, yapıtlarıyla geçmişte ve günümüzde dünyaca tanınmıştır. En büyük başyapıtı, "ustalık eserim" dediği Selimiye Camisi'dir.
     
    Mimar Sinan Sözlüğü:
  • Abdülmennan: Sinan'ın babası.
  • Acem Alisi: Sinan'dan önceki mimarbaşı. 1539'da öldü ve yerine Sinan mimarbaşı oldu.
  • Ağırlık kulesi: Anakubbenin ağırlığını dağıtan öğe.
  • Ağırnas: Sinan'ın doğduğu köy.
  • Aklamı sitte: 6 yazı türü. Sülüs, nesih, muhakkak, reyhani, rika, tevki.
  • Alem: Minare ve kubbe tepelerindeki madeni tepelik. Hilal, lale, yaprak, ayyıldız şekillerindedir.
  • Alınlık tablasi: Kemerli kapı ve pencerelerin silmeli çerçevelerinin üst kısmıyla kemerin eğrisi arasındaki dolgu.
  • Alınlık: Çatı ile korniş arasındaki üçgen kısım. Bir portalın çerçeveli üst kısmı.
  • Alman seferi: Sinanı'ın 1532'de katıldığı sefer.
  • Anakapı: Cümle kapısı.
  • Analemma: Strüktürel değer.
  • Anıt: Abide. Tarihi ve sanatsal büyük eser.
  • Apsid: Bazilika ve kilisede ana eksenin ucundaki öğe. Üstü yarım kubbe ile örtülü yarım daire biçimli niş.
  • Arabesk: Birbirine geçmiş hat ve eğrilerden oluşan bezeme.
  • Atik Sinan: Fatih Sultan Mehmed'in öldürttüğü mimar. Sinan'ı kıskananların padişaha şikayet edip padişahı kışkırtmaları üzerine, Kanuni'nin Sinan'a kızarak "sonun Atik Sinan gibi olmasın" dediğini otobiyografisinde yazar.
  • Arasta: Üstü açık pazar. Üstü kapalıysa, kapalıçarşı denir.
  • Arkad: Önyüzü kemerli ve açık, arkası duvarlı ve üstü örtülü galeri.
  • Arkasolium: Mezar hücresi.
  • Arnavud bacası: Tavanarasını aydınlatmak için çatıya yapılan çıkıntılı pencere.
  • Arşitektonik: Mimarlık sanatı ve ilmine uygun inşaat.
  • Arşitrav: Baştaban.
  • Arşivolt: Başkemer.
  • Aşık: Çatı merteği. Çatı örtüsünü taşıyan yataş kiriş.
  • Asimetri: Bir eksene göre farklı yönlerde yer alma.
  • Askı: Bina onarımı için destek ve bağlama.
  • Avlu: Yapının önünde, arkasında, yanlarda veya çepeçevre veya iç içe bölüm. Dış avlu ve iç avlu olarak iki kısımdır. İç avluya harim de denir. Üstü açık, etrafı kapalıdır. İç avlunun ortasında şadırvan bulunur.
  • Ayak: Kemer, kubbe, çatı ağırlıklarını taşıyan dayanak. Taş, tuğla, ahşap, sütun şekillerindedir. Büyük camiler altıgen veya sekizgen ayaklıdır.
  • Ayakkabılık: Genellikle ahşap pabuçluk.
  • Ayaktaşı: Kapı eşiğine konulan taş.
  • Ayasofya: Sinan, Ayasofya'nın batı yönündeki iki minaresini yaptı.
  • Ayazma: Yeraltı su deposu.
  • Aydınlık: Işıklık. Bina içindeki karanlık yerleri aydınlatmak için yapılan boşluk.
  • Aynataşı: Çeşmelerde musluk takılan süslü taş.
  • Baba: Dikine konulan ağaç destek.
  • Bağlantı taşları: Duvara yapılacak ek duvarın bağlanmasında kullanılan dişli tuğlalar.
  • Bağlayıcı sistem: Orta sahın ile çapraz sahının kesiştiği transept karesinin kor, orta sahın ve çapraz tonozlar düzenindeki ölçü birimi sistemi.
  • Balkon: Bina bedeninden çıkıntılı açık bölüm. Etrafı ve üstü kapalı olana cumba denir.
  • Barbakan: Kale duvarlarındaki dar pencere delikleri.
  • Barbata: Kale duvarındaki mazgallı, dişli bölüm.
  • Bazilika: Üç sahınlı dikdörtgen yapı. İki sıra sütunlu, orta sahın geniş ve yüksektir.
  • Beden duvarı: Binanın esas yan duvarları.
  • Bedesten: Çarşı. Kubbeli, dikdörtgen.
  • Belgrad seferi: Sinan'ın 1521'de katıldığı sefer.
  • Beşik çatı: İki yüzeyi eğimli çatı.
  • Beşik kemer: Yarım çember biçimli kemer.
  • Beşik tonoz: Yarım silindir tonoz.
  • Bezeme: Sistemli tekrarlanan süs motifi.
  • Bezir isi mürekkebi: Keten tohumu yağının yakılmasıyla oluşan isten yapılan mürekkep.
  • Bilezik: Sütun gövdesine çepçevre takılan madeni halka.
  • Bimarhane: Şifahane. 17. yy.dan sonra tımarhane.
  • Bindirme taşı: Kemerlerin başlangıç yerindeki çıkıntılı yastık.
  • Binek taşı: Saray ve konaklarda, ön cephede ata binmeye yarayan yer.
  • Blokaj: Moloz dolgu.
  • Bölücü kemer: Orta sahını yan sahından ayıran kemer.
  • Bordür: Kenarlık.
  • Bostan: Su deposu. Edirnekapı, Yavuzselim, Altumermer'de.
  • Buhurdan: Güzel koku yayan, içinde tütsü yakılan süslü kap.
  • Bursa kemeri: Yanları dörttebir daire, ortası düz kemer.
  • Bursa üslubu: 14-16. yy. arası üslup. Bursa, İznik'te yaygın, avlu yok, şadırvan cami içinde, minare bedenden ayrı, kubbe piramidal değil.
  • Çadır çatı: Ortadan dört yana eğik çatı.
  • Cam işleri: Vitray.
  • Cami: İbadet başta olmak üzere dini faaliyetlerin merkezi. Küçüğüne mescid, üstü açık olana namazgah denir.
  • Cümle kapısı: Anakapı.
  • Çardak: Kubbeli veya kubbesiz, kare veya çokgen, direkli ek yapı, gölgelik, gümrük binası.
  • Çatı aşığı: Aynı sıradaki babaların üzerine yatay konulan kirişler.
  • Çatı feneri: Çatı ve kubbede çevresi pencereli öğe.
  • Çatı: Binayı örten damın iç kısmı. Sundurma, beşik, kırma, çadır, mansard, konik, piramit, soğanbaşı tipleri vardır.
  • Çocuk ve Sinan: Süleymaniye Camii'nin bir minaresi yamuk usta, diyen bir çocuğa, Sinan'ın minareye halat attırıp güya düzelttiği, halk arasında anlatılagelen bir efsanedir.
  • Cehennemlik: Hamamda, döşeme taşları altındaki ısıtma boşlukları.
  • Celi: Hat sanatında yazının iri şekillisi.
  • Çıkma: Binanın bedeninden dışarı taşan kısım.
  • Çini: Beyaz topraktan pişirilerek yapılan, mineli ve ince, saydam olmayan seramik işi. Sinan, Rüstempaşa Camii'nde iç bölümün tamamında çini kullandı.
  • Çırağan: Bahçeyi meşale ve kandille aydınlatma.
  • Çörten: Damda saçakaltından dışarı uzanan oluk.
  • Dalan: Hol.
  • Dam deresi: Saçak boyu uzanan sac oluk.
  • Dam korkuluğu: Dam örtüsünü gizleyen alçak duvar.
  • Dam örtüsü: Çatıyı örten kiremit, oluklu sac, kurşun kaplama.
  • Damlalık: Pencere altlarındaki oluk çıkıntı.
  • Darülhadis: Hadis okulu.
  • Darülkurra: Kuran okulu.
  • Darüşşifa: Hastane.
  • Darüzziyafe: İmaret, aşevi.
  • Dayak: İstinat direği.
  • Dayanak: Beden duvarına karşı örülen istinat ayağı.
  • Dayanma kemeri: Kubbe ve çatı ağırlığını duvarlara ileten kubbe çevresiyle dayanma ayakları arasına konulan destek kemer.
  • Dayanma kulesi: Anakubbenin çevresinde, kubbenin yanlara olan basıncını tutan kule.
  • Dayanmalık: Pencere alt kenarındaki çıkıntı.
  • Derz: Taş ve tuğlalar arasındaki birleşme yeri harç şeridi.
  • Destek: Çıkma altlarındaki ağaç veya taş destek.
  • Devşirme: Hıristiyan tebaadan yeniçeriliğe seçilen çocuk.
  • Dikke: Yüksek ve kafesli mahfil.
  • Dikme: Kapı ve pencerenin iki yanındaki direkler.
  • Direk başlığı: Direküstü yükünü taşıyan parça.
  • Dış avlu: Cami ve iç avluyu çeviren, duvarlı bölüm.
  • Dolanmalık: Yapıyı dolanan sütunlu sundurma.
  • Döşeme: Ahşap, beton, taş, mermer zemin.
  • Döşeme örtüsü: Halı, kilim, muşamba, hasır şeklindeki örtü.
  • Düğer: Sütun direk.
  • Dühenk: Hamamlarda ince baca delikleri.
  • Duvar semeri: Harpuşta. İki tarafa meyilli duvar üst kısmı.
  • Duvar: Cami veya külliyeyi sokaktan ayıran öğe.
  • Eksedra: Yarım daire planlı, kubbeli, ana yapıya birleştirilen öğe.
  • Eşeksırtı kemer: Kaş kemer.
  • Eşiktaşı: Kapının eşiğine konan taş.
  • Eyvan: Avlu tarafı açık, üç tarafı kapalı, üstü tonozla örtülü yer.
  • Filayağı: Kubbe ve kemerleri taşıyan taş, tuğla veya sütun kalın ayak. Pilpaye.
  • Flöron: Tepe çiçeği.
  • Frit: Kabartma bezeli şerit.
  • Friz: Arşitrav ve korniş arasındaki süsleme.
  • Fronton: Basık, ikizkenar üçgen duvar.
  • Geçme tonozu: Haç tonoz.
  • Gergi: Kemer başlangıcındaki kiriş, demir çubuk.
  • Giydirme: Sıva, mozaik, çini, mermer kaplama.
  • Gliptik: Mühür oyma sanatı. Hatemkari.
  • Göbektaşı: Hamamın sıcaklık bölümünde,yerden biraz yüksek, alttan ısıtılan set.
  • Gömme sütun: Yarısı duvara gömülü sütun.
  • Göz pencere: Çatıda ve kapı üstlerindeki küçük göz pencere.
  • Hacet penceresi: Türbelerde sanduka odasına bakan parmaklıklı pencere.
  • Hafifletme kemeri: Kapı ve pencere üstü kirişlerindeki ağırlığı alan kemer.
  • Hamam: Soyunmalık (odalı, çeşmeli, havuzlu bölüm), ılıklık (soğukluk, berber ve tuvalet bölümü), sıcaklık (harare, göbektaşı ve halvetler bölümü)bölümleri olan terleme, yıkanma, temizlenme yeri.
  • Han: İçinde camisi bile olan, konaklama, yatma ve alışveriş yeri.
  • Harem: Kadınlara ait yer.
  • Harim: Avlu.
  • Hassa Mimarlar Ocağı: Başmimarın yönetimindeki ocak.
  • Hatayi: Yaprak, çiçek, filiz motiflerinin dolaşık tezyinatı.
  • Hatemkari: Mühür kakma sanatı.
  • Hatıl: Duvar içindeki yatay tahta, tuğla kiriş.
  • Hatire: Etrafı çevrili aile mezarı.
  • Hazire: Cami bahçesinde veya camiye bitişik etrafı çevrili mezarlık.
  • Hiref: Saray sanatçıları.
  • Horasan harcı: Pişmiş kiremit ve tuğla tozunun kireç ve su ile karışımından oluşan harç.
  • Hünkar mahfili: Camide, padişaha ayrılan yüksekte, ayrı kapılı, merdivenli, kafesli bölüm.
  • İç avlu: Son cemaat yeriyle revaklı geçidin çevrelediği, ortasında şadırvan bulunan avlu. Haremişerif de denir.
  • İmaret: Bir külliyenin bütününe imaret dendiği gibi, külliyeyi oluşturan cami, medrese, kütüphane gibi öğelere de tek tek imaret denir. Ayrıca aşevi anlamında kullanılır. Aşevi olarak mutfak, kiler, ambar, fırın, yemekhane bölümleri vardır.
  • İskele: Yapının yüksek kısımlarını yapmak için kurulan çatma. Salıncak, asma, çıkma, ayrık tiplerdedir.
  • İshane: İs odası. Kandil isini emer.
  • İstinare: Şerefede dönerek ezan okuma.
  • Jemine: İkişerli pencere, kemer, sütun.
  • Kabara: Yan yana iki kemerin kavisleri arasına süs olarak konulan taştan veya madenden çıkıntı parça.
  • Kaburga: Kemerlerde kavis ağırlığını taşıyan silme. Çapraz kubbe ve tonozlarda, kubbe ağırlığını zemine aktaran öğe.
  • Kademe: Tek merdiven basamağı.
  • Kadın mahfili: Camilerde giriş kapısına yakın, kafesli kadın bölümü.
  • Kaide: Sütunun oturduğu alt kısım.
  • Kakma: Düz zeminin oyularak içine parça yerleştirme. Sedef, altın, gümüş kakma teknikleri vardır.
  • Kalemkar: Tavan ve duvarlara resim yapan usta.
  • Kalyon: Yelkenli ve kürekli büyük ahşap savaş gemisi.
  • Kapı revakı: Anakapı önündeki sundurma.
  • Kapı sundurması: Rüzgarlık, kapı üzerindeki saçak örtü.
  • Kapı tacı: Kapı tepelik süslemesi.
  • Kapıya çıkmak: Devşirmenin yeniçeri olması.
  • Kargir: Taş ve tuğladan yapılan bina.
  • Karname: Ölçekli bina planı.
  • Sarkıt: Girintili çıkıntılı prizma kabartma.
  • Kartuş: Etrafı kabartmalı bitki motifleriyle çevrili kitabe.
  • Kasa: Kapı ve pencere kanatlarının yerleştirildiği duvarda açılan yere oturtulan tahta çerçeve.
  • Kaşane: Saray, köşk, konak.
  • Kasır: Küçük saray. Bahçe içindeki köşk.
  • Kasnak: Kubbe tamburu.
  • Kaval: Sütunlardaki silme.
  • Kavsara: Portalda, anakapının önündeki girişin üstü.
  • Kemer: Taşıyıcı strüktür. Bir açıklığı geçmek için kullanılan yapı öğesi. Sivri, basık, beşik, atnalı, kaş, penci, dilimli, perde, tudor tiplerdedir. Kemer, ağırlıkları ayaklara taşır.
  • Kemer açıklığı: Kemerin oturduğu iki ayak arası açıklık.
  • Kemer ayağı: Kemerin iki tarafta üzerine bindiği ayak.
  • Kemer kaburgası: Kemer içinde silme profil.
  • Kemer karnı: Kemerin iç tarafında kemertaşlarının oluşturduğu içbükey yüzey.
  • Kemer kovanı: Anakapı kemerinin içe uzayan derinliği.
  • Kemertaşı: Kemerde eğriliği yapan taşlar.
  • Kemer yastıktaşı: Sütun üzerindeki tabla taş.
  • Kervansaray: Etrafı yüksek duvarlı, içinde yatakhane, ahır, avlu, mahzeni olan han. Tacirler, mal ve hayvanlarıyla konaklar.
  • Kilittaşı: Kemer kilidi.
  • Köfekitaşı: Açık renkli, hafif, delikli taş.
  • Körkemer: Duvar içine yapılan süs kemeri.
  • Korkuluk: Balkon ve terasta kenar parmaklığı.
  • Korniş: Saçakaltlarının sudan etkilenmemesi için duvar üstüne yapılan çıkıntılı silme.
  • Köşe bingisi: Üçgen kubbe parçası. Kasnakla duvarköşesini kapatır.
  • Köşetaşı: Dik birleşen iki duvarın köşelerini birbirine bağlayan dikdörtgen prizma taş.
  • Kubbeayağı: Kubbeyi taşıyan pilpaye.
  • Kubbeeteği: Kubbenin kasnakla birleştiği yer.
  • Kubbefeneri: Kubbeyi aydınlatma ve içini havalandırma için üstündeki delikte yapılan pencereli fener.
  • Kubbekasnağı: Kubbenin oturduğu pencereli silindir duvar. Tambur.
  • Kubbe: Yarımküre biçimli içi boş yapı örtüsü. Üstü kapalı veya fenerlidir. Kasnağa oturur. Kasnak köşe boşluklarındaki ağırlık pandantifle esas duvara aktarılır. Bir anakubbe, etrafında bağımlı yarım kubbeler ve çevresindeki küçük kubbelerle tamamlanır. Tuğla ve horasan harcıyla yapılır. 30/15/3 lük veya 30/30/3 lük tuğlalarla örülür.
  • Külah: Minarenin konik çatısı.
  • Külliye: Cami merkezli medrese, kütüphane, çarşı, han, hamam, sebil, tabhane, hastane, mektep, dükkan, türbe, kervansaray, çeşme yapıları bütünü.
  • Kündekari: Küçük tahta bezemeler.
  • Kurampa: Ayrıntılı plan. Karname.
  • Kurna: Çeşme altındaki taş su teknesi.
  • Kürsü: Üzeri süslü, merdivenli, taştan veya tahtadan yapılan vaiz yeri.
  • Lento: Ahşap veya taş kiriş. Duvar arasındakine hatıl denir.
  • Lüle: Su dağıtımında suyun debisini ölçmede kullanılan pirinç boru ve bir dakikada bundan akan su miktarı.
  • Mahfel: Mahfil. Cami içindeki alçak sütunlu yerler. Hünkar mahfili, müezzin mahfili gibi. Alçak olanına maksure denir.
  • Mahmuz: Köprü ayaklarındaki su akışını ters duran üçgen masif taş. Selyaran.
  • Mahya: Damın iki meyilli yüzeyinin birleştiği keskin sırt. Sırtın kirişi. Minare arası ışıklı yazı.
  • Maksure: Camide hükümdar bölümü. Mahfil altındaki yer.
  • Malakari: Tavan ve duvar kabartma süslemeleri.
  • Merdiven: Dış ve iç avluda cami girişlerinde, içerde minber, kürsü ve mahfillerde, minarede, kasnakta bulunan öğe.
  • Mihrap: Kıble duvarında girintili veya çıkıntılı, yanlarında sütunlu ve şamdanlı, taçlı, stalaktitli, süslemeli, çinili imam yeri. Son cemaat yerinde de olabilir.
  • Mimarbaşılığı: 1538'de mimarbaşı olan Sinan 50 yıl bu görevi surdürdü.
  • Mimar Sinan'ın mührü ve imzası: Elfakir elhakir sinan sermimaranı hassa. imzası, Büyükçekmece Köprüsü üzerindedir: Ameli Yusuf bin Abdullah.
  • Minare: Temel, pabuç, kaide, gövde, şerefe, külah, alem, paratonerden meydana gelen ezan okuma kulesi. Camiye bitişik veya ayrı yapılır. Üzeri ve şerefeleri süsleme sanatlıdır.
  • Minber: Özellikle cuma günleri hutbe okunan sahanlıklı, merdivenli, kapılı, bazısı kubbeli, külahlı mermer, taş veya ahşap hutbe yeri.
  • Moloztaş: Taşocağında kırıldığı gibi çıkan biçimlendirilmemiş taş. Molozdöşek ve molozduvar yapımında kullanılır.
  • Monumental: Anıtsal, abidevi.
  • Motif: Bir kompozisyonun ana öğesi.
  • Mukarnas: Skalaktit. Prizma destek ve süs bindirmelik. Dışa doğru bindirmeli taşarak, simetrik düzende yapılanır. Üç boyutlu bir İslam mimari sanatıdır. Sütun başlıkları, taçkapı, şerefe, korniş ve nişlerde görülmektedir.
  • Mezarı: Süleymaniye Camii'nin Haliç dış duvarlarına bakan sade bir türbedir. 1588.
  • Niş: Kendinden geniş bir mekana açılan ve duvara oyulmuş, üstü kemerli ve mukarnaslı girinti veya hücre.
  • Palmet: Bir sapın iki tarafında uzanan yapraklardan oluşan süsleme.
  • Pandantif: Kare plana kubbeyi oturtan geçiş öğesi. Köşelerde oluşturulan üçgen içbükey parçalar.
  • Paye: Taşıyıcı ayak.
  • Portal: Taçkapı, anıtkapı.
  • Revak: Uzun kenarlar boyunca sütunların taşıdığı kemer dizisiyle dışa açılan, üstü kubbe veya tonozla örtülü uzunlamasına mekan.
  • Rumi: Yaprak biçimli süs öğesi.
  • Sai Çelebi: Sinan'ın hayatını yazan şair. Tuhfetülbünyan'ı yazdı.
  • Sarkıt: Mukarnasın uç bölümleri.
  • Serveti: 12 konak, 38 dükkan, 9 ev, 2 mektep, 4 çeşme, mescitler, araziler, değirmenler ve bütün mimari eserleri.
  • Strüktürel: Taşıyıcı sisteme ait.
  • Tabhane: Misafirhane.
  • Tektonik: Kompozisyon içinde tekrarlanan ve tek başına da bağımsız bir bütün olan unsur.
  • Tezkiretülbünyan: Sinan'ın özyaşamöyküsü.
  • Tezkiretülebniye: Sinan'ın yapılarını gösteren risale.
  • Tonoz: Mimari örtü öğesi. Beşik, aynalı, çapraz, kaburgalı, gotik tipleri vardır.
  •  

15 Şubat 2012 Çarşamba

otantik esintiler.
dingin ve sade bir yaşam için.

mutfakta yeni trend; az karmaşa, bol sohbet alanı.
çocuklarımzın hayalleri bizim için çok değerli.




 hayallerinizi önce kağıt üzerinde canlandırıyoruz.
Siz hayaledin, biz hayalinizi gerçekleştirelim.
inşaat ve tasarımda tekdüzelikten sıkıldınız mı? birlikte fark yaratalım o halde.